10 Ekim 2009 Cumartesi

Yalnızlık ve Yalanlar Üzerine



Karşı apartmanın son katındaki orospunun camında bir kuş, karnımda bir ağrı var.
Bugünkü rolünün iyi mi, kötü mü olduğunu kestirememiş, asapbozar bir hava günü kasvetli hale getirirken ben hala bu balkondan uzak kalamıyorum. Bir çok benzerliğimiz var bu dört duvarla bence. Ama başka yazının konusu bu.
Çok değil, 2 metre mesafemde, yatağımda bir yabancı nefes alıp veriyor. Biraz önce yanındaydım, yorganın inip çıkışını izliyordum. Yıllar önce izlerken annesine huzur veren bu görüntü ben de hiçbir etki uyandırmıyor. İzliyorum sadece.

Yan komşu gün geçtikçe saksafonu iyi çalmaya başlıyor, artık gelen melodiler daha anlamlı.

Hareketlenmeye başladı yabancı, uyusun biraz daha, şu anı bozmasını istemiyorum.
Ruhu kibir ve egodan arındırarak bir şeyler yaşamanın mantıksızlığı gün geçtikçe daha çok aklıma yatmakta.
Paylaştıkların, mutlulukların, sinir girdapların, esprilerin, göt olmaların, içip sayıkladıkların, anlık cevapların, verdiğin sevgi, şefkat, ilgi, sarmalama, hepsinin ama hepsinin sana kendini iyi hissettirmek gibi bir bedeli, hayır görevi var. Bu dünyada hiçbir canlı, bir diğeri için yaşamıyor, yaşamasını savunmuyorum da, derdim –miş gibiler.

Güneş açtı, bu yazının asabiyet ayarını biraz bozabilir.

Gerçekten hayatındaki yeri farklıy-mış gibi, ortak bir şeyleri paylaşıyor-muş gibi, davan hakikaten çok önemliy-miş gibi, söylediğin kelime çok anlamlıy-mış gibi, birilerine değer veriyor-muş gibi davranmaktan bıkmadın mı ey ademoğlu?
Gerçekleri kendine açıklamak bu kadar zor değil, ben senleysem bunun senle hiçbir ilgisi yok, tıpkı sen benleyken bunun benle hiçbir ilgisi olmaması gibi.
Buraya kadar saat doğru işliyor, ademoğlu için anlaşılabilir bir noktadayız. Benim için asla açıklanamayacak olan ise bu oyunu idare etme gücünü veren şeyin varlığı; kendine olan anlamsız aşkın? Yalnızlık korkuların? Sadece hayatta kalma çaban?
Gerçekten çok mutlu insanlar gördüğümde gerçekten çok şaşırıyorum.
Mükemmel ilişkiler, sorunsuz aileler, huzurlu uykular, aşk yaşayanlar ve buna benzer garipsenecek yüzlerce olay, ama en içinden çıkılmaz olanı, aşk yaşayan sahtekarlar.
Olabilecek en son nokta aşk diye bir şeyin varlığını baştan kabul etmek zaten. Bir insanı ölümüne sevemezsin, olsa olsa, kendi yansımanı görmüşsündür onda, ya da olmak istediklerini. Dönüp dolaşıp sürekli kendi kürkçü dükkanına varıyor tüm yollar, nasıl fark etmiyorsun? Daha kötü olanı, fark edip hala nasıl yalan söyleyebiliyorsun?
Mutlu olmak için sanırım. İçimdeki boşluk tam olarak bu noktada isimleniyor.
Ama yalan söylemeyeceğim mutlu insanlar, bazen sizi hayvanlar gibi kıskanıyorum!

İşte bu yüzden, zaman zaman oyuna girmek, gerçekleri fark etmekten daha mantıklı geliyor.

Ne bakıyorsun morpheus, mavi olanı yutmayı düşünmek de mi yasak?


Fotoğraf: deviantart/miraruido

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder